ŞİİR-ŞEHRİN KADÎM MISRALARI IV: YAHYA KEMAL MÜZESİ’NE DAİR

Beyazıt’ta tramvaydan inmiş Divan Yolu’nun keşmekeş insan seli içinde kendime bir yol açarak yürümeye çalışıyordum. Kafamda binbir düşünce boş gözlerle etrafıma bakınırken Meral Uğurlu’nun “Dönülmez Akşamın Ufkundayız”ı söyleyen yumuşacık ama gürül gürül sesi beni kendisine doğru çekti. Hipnotize olmuş gibi İstanbul Fetih Cemiyeti’nin kapısından içeri girdim. Şarkı yükselmiş, ortamın dışarıya inat sükûneti içime işlemişti. Her şeyden sıyrıldım: kafamdaki düşüncelerden, dışarıdaki insan selinden, tramvayın çığlıklarından… “Ya Lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül” dizesiyle biten şarkı ruhuma nüfuz etmişti. Yahya Kemal’e dair çok şey okumuş pek çok şiirini de ezberlemiş biri olarak büyük şairin “Rindlerin Akşamı” şiirinin bir Münir Nurettin bestesi olan “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” o gün ayrı dokundu yüreğime. Yahya Kemal Müzesi’ni ziyaret etmek, büyük şairin  kişisel eşyalarının yarattığı atmosferin ruhunu koklamak istedim o an. Görevlilerden rica edip kapıyı açtırdım ancak içeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için fotoğraf çekemedim, ancak yine de bir fikriniz olsun diye görevlinin verdiği broşürdeki bazı fotoğrafları  sizlerle paylaşacağım.

Müzedeki her parça çok kıymetli göründü gözüme, fakat bilhassa ikinci kattaki eşyalar içinde yer alan kurutulmuş çiçek ve üzerindeki not ayrı dokundu, bir yandan şarkının üzerimdeki etkisi diğer yandan şairin bu şâirâne inceliği bilhassa günümüz şartları düşünüldüğünde çok kıymetli ve açıkçası biraz da erişilmez geldi gözüme.

(Bu zarfın içindeki hatıra: 19 Ağustos 1940’ta Sirkeci Garı’nda gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçekten koparıp kuruttuğum bu iki yaprağı daima hıfzedeceğim.)

20191010_191510

Yahya Kemal’in Park Otel’de kalırken kullandığı çalışma masası ve sandalyesi, seyahatlerde kullandığı Y.K amblemli valizi, annesinin,  arkasına Yahya Kemal’in doğum tarihini not düştüğü Kur’an-ı Kerim, sevdiği kadından yadigar kalmış bir tutam saç teli,  siyah beyaz fotoğraflar, smokini, şapkaları ve daha pek çok kişisel eşyasını görmek istiyorsanız sizi Yahya Kemal Müzesi’ni ziyaret etmeye davet ediyorum. Müze, hafta içi 10.00-16.00 saatleri arasında ziyarete açık.

İstanbul’a sonbaharın çok yakıştığını düşünüyorum. Ayaklarımın altında bastıkça hışırdayan kuru yapraklar, tatlı tatlı esen serin rüzgâr, nazlı nazlı salınan ağaç dalları ve sonbahara dair her ne varsa hepsi bana çok etkileyici geliyor, tıpkı bir tablonun birbiriyle uyumlu tüm parçaları gibi. Ben izninizle Yahya Kemal’in Sonbahar şiirini de bu tabloyu tamamlaması için buraya ekliyorum:

Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir vedâ;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir;
Günler hazinleşir, geceler uhrevîleşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere.
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.
Dünyânın ufku, gözlere gittikçe târ olur,
Her gün sürüklenip yaşamak rûha bâr olur.
İnsan duyar yerin dile gelmiş sükûtunu;
Bir başka mûsıkîye geçiş farzeder bunu;
Teslîm olunca va'desi gelmiş zevâline,
Benzer cihâna gelmeden evvelki hâline.

Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
Duymaz bu ânda taş gibi kalbinde bir sızı:
Farketmez anne toprak ölüm mâceramızı.

YAHYA KEMAL MÜZESİ’NİN TARİHÇESİ

Yahya Kemal Beyatlı’nın 1 Kasım 1958 tarihinde vefatı üzerine İstanbul Fetih Cemiyeti’nin 7.11.1959’da yaptığı Yönetim Kurulu toplantısında, Nihat Sami Banarlı’nın teklifi ile Yahya Kemal’in hayatı, şahsiyeti, fikirleri, sanatı, eserleri ve tesirleri hakkında çalışmalar yapmak amacıyla bir Yahya Kemal Enstitüsü kurulmasına karar verilmiştir. Bu enstitü vasıtasıyla Yahya Kemal’in sağlığında kitap haline gelemeyen yazı ve şiirlerinin yayınlanmasına karar verilmiş, el yazısı notları ve şiirleri ile özel eşyaları toplanarak bir Yahya Kemal Müzesi kurulmuştur. Yahya Kemal Enstitüsü bugüne kadar kıymetli şairimizin şiir, yazı ve notlarını on iki kitapta toplamıştır. Ayrıca Yahya Kemal ile ilgili yazılı çalışmaları şu ana dek beş sayısı çıkmış bulunan Yahya Kemal Enstitüsü Mecmuası’nda neşredilmiştir. Özel eşyalarının, el yazısı notlarının şahsî kütüphanesindeki kitaplarının ve çeşitli hatıra fotoğraflarının sergilendiği müze, 1961’de İstanbul Fetih Cemiyeti’nin bünyesinde ziyarete açılmıştır. 2009 yılında da tarihi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi’nin Sıbyan Mektebi bölümü restore edilerek Yahya Kemal Müzesi bu binaya taşınmıştır.

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA KÜLLİYESİ’NİN TARİHÇESİ:

Yahya Kemal Müzesi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi içinde yer alan Sıbyan Mektebi bölümünde yer almaktadır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Sultan 3. Mehmet döneminde 1676 yılında sadrazam olmuş 2. Viyana Kuşatması’nın başarısız olması sebebiyle 1683 yılında Belgrad’da idam edilmiştir, kendi ismi ile anılan külliye Osmanlı sanatının klasik döneminin son bölümünde yer alır. Külliyenin inşaatı Kara Mustafa Paşa tarafından başlatılmış ve inşaatın yaklaşık yarısı hayattayken tamamlanmıştır. Medrese kitabesine göre İnşaat 1690 yılında bitirilmiştir. Yapıldığı dönemde Darülhadis Medresesi olan külliyenin unsurları şunlardır: Medrese odaları, Sıbyan Mektebi, Dershane, Sebil, Hazîre ve Çarşı. Hadis öğrencilerinin kalması amacıyla yapılan on hücrenin üstü kubbe ile örtülüdür. Bu hücreler L şeklinde bir yapı oluşturur ve iç bahçenin sağ ve karşı cephelerine yerleşmiştir. Bahçenin sol tarafında sekizgen biçimi dershane ve dikdörtgen biçimli ilkokul (Sıbyan Mektebi) binası bulunmaktadır. Ayrıca bahçenin arka tarafında tuvaletler ve su deposu da yer almaktadır. 1950’lerde ön tarafında bulunan Divan yolunun genişletilmesi sırasında bazı unsurlarını ve özelliklerini kaybetmiştir. İstanbul Fetih Cemiyeti ve bünyesindeki Yahya Kemal Enstitüsü 1961 yılından beri bu külliyede çalışmaktadır.

DİVAN YOLU CADDESİ:

Divan Yolu, Eski İstanbul’un en meşhur yoludur. Bizans İmparatoru II. Konstantin (306-337) zamanında yaptırılmıştır. Bizans zamanında resmi adı “İmparatorluk Yolu” anlamındaki “Regia”, halk arasında ise “Merkez Yol” anlamındaki Mese’dir. Osmanlı Devleti’nde ise Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) zamanında Divan-ı Hümayun’a gelen devlet adamları, toplantı dağıldıktan sonr a gösterişli bir alay ile bu yolu kullandıklarında dolayı “Divan Yolu” adını almıştı. Ayasofya önünden Beyazıt Meydanı’na kadar uzanan bu cadde, 1865 yılındaki Büyük Hoca Paşa yangınından sonra genişletilerek günümüzdeki halini almıştır. İki büyük devletin ana caddesi olan bu yol, çevresindeki birçok tarihi eser ile adeta bir açık hava müzesidir. Milion Taşı, Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi, Firuzağa Camii, İkinci Mahmud Türbesi, Köprülü Külliyesi ve Kütüphanesi, Çemberlitaş, Atik Ali Paşa Camii, Koca Sinan Paşa Külliyesi, Çorlulu Ali Paşa Külliyesi bu eserlerden bazılarıdır.

20191007_145211

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s